Şey yapıyordum demin burada. Böyle duygusallı, bunalımlı notlar alıyordum.
Yok çok kırık, üzgün falan. Birden siliverdim bütün hepsini. Bunların hepsi aşırı saçmalık.
Sürekli kırılmak, hayatın beklediğin şeyleri vermediğinden hayıflanmak.
Bende biliyorum çünkü, eğer hayattan dimdik durarak bir şeyi istersen sana bunu eninde sonunda verir.
He belki biraz şekli değiştirmiştir, olsun. O da olur.
O yüzden bıraktım ergen ergen konuşmaları.
Beylikdüzü'nden Mecidiyeköy'e taşınarak hayatımın kararını aldım diye düşünüyordum.
Şimdi akşamları Bahar'a çay içmeye geçemiyorum diye acayip sinirlerim bozuluyor.
Bu yüzden oturdum dün akşam 2,5 saat ütü yaptım.
Yavaş yavaş, çayımı yudumlayarak youtuber videolarına karşı.
Ha hiç youtuber takip etmezdim ama evde tek kalınca ve ütü yaparken insanın ilgisini çekebiliyormuş.
Şimdi bu değişiklik beni biraz çarptı. Evi değişen kedilerden farkım yok.
E ben daha dünyayı gezeceğim? O zaman bu süre de çaydan baya baya mahrum kalabilirim.
Neyse bende anlayamıyorum, Yay burcuyum ondan mı acaba?
Elime geçen şeylerle yetinemiyorum sanırım. Çünkü hayat kısa, Dünya çok güzel.
Tutup Gökhan'ı elinden, arada sevdiklerimi de yanımıza katarak her yeri görmek, koşabildiğim kadar koşmak, sonunda evim olarak bellediğim yerde biraz soluklanmak istiyorum.
Çünkü Dünya küçük, biz genciz (: ve gençlik çok hızlı geçiyor.
19 Haziran 2018 Salı
11 Haziran 2018 Pazartesi
7 Haziran 2018 Perşembe
Peki yine de orman perileri yok mu?
Bir yazıma denk geldim. 7 yıl kadar önce yazmışım. Birinin benim için süper kahramana denk olduğundan söz etmişim.
Halbuki hiç bir zaman inanmadım süper kahramanlara.
Ben orman perilerini,elfleri sevmeyi tercih ettim daha çok. Daima kendini kurtaran karakterlere hayran oldum.
Çocukluğumun verdiği samimiyetsizliği , birine sevgini aktarırken ona roller yüklemeyi ve bu rollerle kendini de avutmayı sadece 7 yıl önce o günde yaşayıp bitirmiş olmayı diliyorum.
İnsan bazen kendini ne denli avuttuğunu nerede gerçeklerle yürüdüğünü kestiremez oluyor.
Yoksa ben hiç bir zaman uçurumun kenarından sarkan kız olmadım. Bu yüzden kimsenin beni tutup ordan çekmesine gerek kalmadı.
Ama biliyordum , hiçbir uçurum kenarından kurtaran bir kahramanın var olmadığını.
Patlamak üzere olan bir bombayı kimsenin uzaya fırlatamayacağını.
Sahte avuntularımızı yine en çok kendimiz bilmez miyiz zaten?
Ama şöyle söylemeliyim, dışarıdan da çok belli oluyor bu avuntular.
Bu sahtelikler.
Yüreğimize ne yüklüyosak, dilimizden o dökülmeli her zaman.
Ancak öyle dik durabiliriz, ancak öyle kendimizi kurtarabiliriz.
Eğer bir kimse dik durabiliyor ve kendini kurtarıyorsa, kimseyi çiğnemiyor demektir.
Güzel ormanlara yürüyelim.yanyana yürümek güzel.
Kurtarılmayı beklemeden yürümek..
Daha önceleri güzel olan herşeyi bir yerlere kaydedebilirim sanıyordum.
Zamanla güzel olan şeyleri sadece izlemeyi,yaşamayı ve kendime saklamayı haklı buldum.
Kendimi haklı gördüğüm tek konu sevdiğim ve üzüldüğüm şeyleri kendime saklamak oldu.
Bir özeleştiri yapacaksam eğer;
Paylaşamamazlık değilde paylaşmayı beceremeyecek olmaktan korktum sanıyorum ki. Yani benim için o kadar güzeldi ki yaşadıklarım, kokladığım çiçek o kadar güzel kokuyordu ki bunu anlatsam anlamayacaklardı ya da onlarda koklamak isteyeceklerdi. Buna müsaade edemezdim. Bir koku keşfetmiştim, ben keşfetmiştim ve kimsenin bilmesine gerek olmayacak birşeydi.Dünya kurtulmayacak,savaşlar bitmeyecekti.Benim kadar mutlu hissedemeyeceklerdi. Sadece benden bir parçayı kendilerine yakıştıracaklardı.
Ve ben öyle üzülmüştüm ki, hissettiğim acıdan hasta olmuştum, yataklara düşmüştüm de soğuk aldım demiştim.Bir yerler fena kırılmıştı da hissetmiyorum demiştim.Çünkü ben dağılmıştım ve parçalarımı kimse benim için toplamayacaktı.
Bunu anladığım andan itibaren ben, kimseye tutunmamaya başladım.Kendi başıma öyle güzel nefes alıyordum ki, kendime yol arkadaşı seçtiğim zaman bile ondan kendim için birşey istemedim. Kendim için olan şeyleri sadece ben yapabilirdim.Ama bunu kimseye anlatamazdım artık.
Bir insanı sevmeyi ve bir insanla olmayı.. O hislerin artık kısa kelimelere sığamayacağını,kelimelerin yetersiz olduğunu anladım. Benim için,yetersizdi.Ben kendi başıma yürürken ve bu kendi başımalığıma yaren bulmuşken size ne söyleyebilirdim?
Kendime yetttiğim andan itibaren, cümleleri sadece beynimde döndürmeye başladım.Koklarken anlattım onu herkese içimden ve hiç bir yere not almadım. Dünyanın en güzel adımlarını attım ve hiç kimseye söz etmedim.Çünkü hiçbir zaman tam anlayamayacaksınız ve ben anlatmaktan çok yorgunum. Bir kitapta geçiyordu “ Konuşmak, anlatmak, anlamsız gelmişti birdenbire..”
Sanırım sonra bir kaç fotoğraftan başka, birşeyleri birilerine söylemenin vakit kaybı olduğuna karar verdim.
Dertlerin ve mutluluğun.
Anlatılarak atlatılmayacağını öğrendim.
“ Dostum benim, ‘do’ sesim ! “
Bir kaç gündür düşündüğüm cümle.. Her önüme gelene okuduğum.
Beni çok içeriye götürdü.
Göğüs kafesimin içine girdi ve bir çok şey çıkardı oradan.
Gerçekten bir şeyleri başlatabilir mi dostum dediğiniz? Do sesiniz midir?
g
Dünyanın en güzel sabahına uyandık seninle.
Çayları doldurdun , yağmura bakarak yudumladık.
Bir şalın altında sağanaktan yuvamıza kaçtık.
Evimsin benim.Varolduğun her yer ev bana.
Bana gülümsedin,beni çarşıya çıkardın , anlamlı hediyeler aldın.
Şarkı söyledik birlikte, şarkı söyleyen çocuğu bir tek biz alkışladık.
Ne iyi insanız yahu! deyip güldük.
Rakıdan sonra çay içtin. Evimize gittik.
Soğuktu içerisi , ısıttın.
Güneş oldun ömrüme.
İçimi aydınlattın.
Sonbahar oldun,tüm renkleriyle baharın.
Varolan tüm yaprakları toplamak istedim.
Hepsini senin yanına dizmek istedim.
Varlığını tüm güzelliklerle bütünlemek istedim.
Senin güzelliğini daha nerelerde görürdüm bilemedim.
Seni sen yapan bütün renklerine, varlığına, güzelliğine..
Ömrümle ve sevgimle..
Hayatımızın en güzel anları,en sıcak anları..
Çocukluk değil de en yumuşak gençlik..
Her şey bir yerlerde kaldı.
Kendimize saklayamadığımızı , bir kutuya koyup akşamın onbirinde akla gelince çıkartıp tekrar yaşayamayacağımızı anlamamışız sadece.
Sadece bizden bir şeyler giderken, biz bir şeylerden vazgeçerken..
Bunlar nasıl Salı? Hiç mi kahve içmedik biz salı günü de bu salı böyle berbat! diyeceğimize, bir salı akşamı içtiğimiz çayları, kahveleri koyamamışız masaya.
İnsan dediğin kendinden başlıyor acıları anlamaya.. Hah! Öyle sanıyor yani , onu diyecektim.
İnsan kendine bir acılar buluyor ki.. Sonra hayat yeni bilenmiş bir bıçakla çiziveriyor göğsünü.
Ahhh insan.. Ahh cahilliğim,cahil günlerim. bir yerlerimde durmuyor o kan.
İçeride bir yerlerimde hava öyle esintiliki , tomurcuklanamıyor dallar.
Eğer kırdıysam sende ufacık bir dal.. Cahildim affet.
Sen bende ormanda yaksan , kıyamam hiç bir zaman.
Dosta kırılan kalp , naifliğindendir.
Parça parça yüreğim.
Bir kaç aydır dilimden, beynimden gitmeyen bir cümle şu ;
“Hayat nasılda öğretiyor.. “

Farklı zıpladığın için mi?
Sana sadece Ali dediğimiz için mi? Can desek uzayacak mıydı?
Ama zaten canımız gibi olduğunu sende bizim kadar iyi biliyodun.
Biliyo musun Ali?
Seni çok özlüyoruz..
6 ayda bir defa görüşürdük belki, ama bir altı ay daha yeterdi tebessüm ettiğini görmek.
Şimdi hiçbir şey yetmiyor.
Hiçbir şey şu göğsümüzdeki rüzgarı durdurmuyor..
Arada bir yağıyor,fırtınalar kopuyor ama hiç bir şey yerli yerine oturmuyor.
Savrulduk Alican.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)